Saatlere, senelere bölerek hükmetmeye yeltendiği yetmezmiş gibi, zamanı yer değiştirmekle yeni bir sıfıra ayarlama acizliğini de aşamadı insan soyu. Üstelik nesilde Erasmus adlı zat-ı muhteremi, manzara farz edilen bilumum ağaç-su birikintileri, kaza tutanağı formunda çeşitli trafik ışığı-yol-araç kompozisyonları, orantı yoksunu kadrajdan tarihi yapı esintileri ve elbet kebapçı görüntülemenin hazzına dayanan milliyetçilik çeşidimiz temasıyla sözüm ona bir kültür-sanat fotoğrafçılığı zanneden zihniyet hakim. Bunları duysa insan aklına dair hala nikbin olabilir mi sevgili Locke bilmem... Gerçi şu durumda karanlığa iman, ondan önce Erasmus beyefendinin hakkı olurdu ama neyleyim atıf bu defa özel istek üzerine!
Sözün özü, yine elde bavul geldik bir uzağa. Pencereler, mesailer, havadisler halinde hayatın bulunamayan rayını demirden dövüyoruz da denebilir. Gitmeye övgü, hangi eğitim-öğretim müfredatında heba edilmekten kurtuldu da kendi kendimize anarşiklik kitabında yazılıyor meçhul. Neylersin genetik yatkınlık malum severiz otogarları, hele ki istasyonları... Cam kenarı diye bir mertebe var serde, hep ondan işte bu biletli yersiz yurtsuzluk. Yani Locke ile ilerlemecilik noktasında da buluşamıyoruz. Zaten biz kendisi ve şu sıralar başına bir de 'neo' eklenerek 'şahtı şahbaz oldu' tabirine enfes bir örnek teşkil eden liberalizmiyle bırak buluşmayı şöyle bir alıcı gözüyle bile bakışmayışımız neticesinde elhamdülillah terennüm ediyoruz bir nevi.
Velhasıl kimsenin aklına eremiyor, nerede bilinmez kendimizinki peşinde böyle yolu kaderle kesiştirmek için gidiyoruz da gidiyoruz. Mekan değişince, zamanı da değiştiririz sanıyoruz hala içten içe, evrilmeyen kimi genlerden mütevellit. Hatta bazı yerde ileri geri bile alabiliyoruz güneşin doğuşuna paralel. Ki dilim dilim kesilmiş kıvrımlı bir nehir imgesi neyse, kolumuza oyuncak ettiğimiz zaman da öylesi nafile. Yaşam sürüyoruz işte azizim yer yer sürülmek, yer yer sürünmek dahil...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder