Bu bir masumiyet meselesidir. Bir dost eliyle Ege kumuna çizilerek anlatılmaya çalışılan, sebebi bilinmeyen hayal-Sümbül nihayet kendi toprağıyla solunmuştur. Şarkı değişmiş, kalp şarkta kalmıştır. Işığın kör ettiği o yalan aydınlıktan yola çıkıp, görmek için ışığa lüzum olmayan karanlığa varılmıştır. Karalar zifirle parlayınca göz görmüş, ruh kendini bulmuştur zira durak Hakkari'dir.
Bir çocuk düşüdür kırmızı kesik çizgilerle çepeçevre köşeye kurulmuş bu sır memleket. Sonra bir gençlik özentisidir şairin adımlarına, harflerine dokunmaya yeltenen. Sonunda bilinmeze edilmiş bir aht, nedeni bulanık bir tutkudur; belli ki ömrün çıkmazlarına eş bellenmiştir uzaklığı.
Bu bir masumiyet seferidir. Kapıda iki ayrı selam beklemektedir; biri serhada teğet yoksunlukların yüzünde, diğeri inzibatın soğuk sesinde. Güzergah denetimdedir; bir yandan Zap'ın debisiyle müsemma tehdidinin makamından, öbür yandan güvenliğin gücünden ürkülmektedir. Mavi fona beyaz harflerle yazılı rakım eşiğine gelindiğinde, cesaret aşılanmaktadır ruhun körebe diyarlarına. Sonrası yüksek... Önce bakışı yere değdirmeyen, sonra başı öne eğdiren yüksek!
Bu bir masumiyet serüvenidir. Her adım, söze gelmeyen netameler sırtlanmaktadır. Göğü delmeye yeminli kırk yıllık hatır renginde, meydan okuyuşun sabrı görülmekte; içi bilinmez meraklar heybesi iz niyetine asfalta serilmektedir. Yol, canın özü toprağa dönünce, yük vebalin boynuna asılıp, aidiyet kamburu atılmaktadır. Kimlik cebe büyük gelmekte, yaşam buz gibi sularla yüze çalınmaktadır.
Bu bir masumiyet buluşmasıdır. Ne kesik, ne çizgi görünmektedir; zira kırmızı, acının katran gömüsünü işlemektedir. Enginlik noksan, çepeçevrelik bol gelmektedir şehrin örtüsüne ki ne yana baksan dağla göz göze bir çukurluktur içine girdiğin. Rakım 1720, tabelaya hacet olmaz, heybetinden sual olunmaz.
Bu bir masumiyet yüzleşmesidir. Suç, kir ve kin gözaltındadır ki sorgunun başkentinde bulunulmaktadir. Yalnızca donuk seslerden kötü haberleri işittirilen bir yok coğrafyada, yasakla canhıraş bilinmez bir dil duyulmakta, hapis kelimeler sökün etmektedir sesin nehrine. Öfkeyle hemhal olmuş sokak araları, çocuk meskeninde asayiş oyunlarına teslim edilmiştir. Bir metal yığınının delik deşik yüzeyinde küçücük ellerin yaralarına dokununca, tüm ezberler yerle bir edilmektedir. Yüzü örtülü dükkanlar mecburiyet sırasına dizilmiştir. Kimsesizlik sayılmaktadır uygun adımlarla, sağ baştan; mayın, namlu, baskın, panzer, silah, taş, bomba, gaz... Gürültüye akraba, sese el olmuş, savaştan yorgun gece renkleridir belki Sümbül'ü karşıki tepeden 'çirkin' gösteren!
Bu bir masumiyet keşfidir. Kendini fotoğrafa iliştiren bir hatıra heveslisi gibi görülüp, bihaber bir anlamazlığa eş sayılmaktadır gülen yüzüm. Şehrin nefesinden memnuniyetim bir kördüğümdür içimde, ıraklığıma utanç biçmekle bile çözülememektedir. Endişenin, intikamın, nefretin, günahın orta yerinde bulduğum bakir yüzlerdedir sebebi meçhul güvenim. Çığlık çığlığa beyaz düşler bağıran bakışlarından taşan samimiyettir, acıdır, neşedir, hüzündür, bendir; katıksızdır.. Bu yüzden ömrün hiçbir devrinde var edemediğim umut, ilk kez burada en imkansıza kök salmak için cana gelmektedir.
Bu bir masumiyet inancıdır. Yabancı harflerdeki özlemle tanış olmuş bir ezgiye dilek tutulmaktadır.
(
http://www.youtube.com/watch?v=1WmorhPwUnk)