8 Haziran 2014 Pazar

Ucube

kirpiklerimde birikiyor ölüm
gölgesinde ağır, isli, yapışkan ve ağulu bakışlarım
fakat yine dişimde ekmek
dilimde su
sonra yine gözümde uyku azgını
göl ardında gönül sitemi
yaşamın arsızlığından utanan yüzüm siliniyor aynalarda

ezelî avazı bastıran suskunlukken ölüm
oysa haykırmalı diyor serde hak
ruhumu keskin ve parlak bir bıçak kılan isyan
canımın sokaklarında soluk soluğa ve gür
düşüm yalın ayak yeşilin koynunda
bastığımsa lime lime inanç kırığı
başım meydanın vicdan sulayan nefesiyle ferah
tabanlarım değdiği yeri berkiten boşlukla toz duman
gövdem incecik ipin ucunda başparmağa asılı bir kimlik alanlarda
ayaktan başa soğuyan, upuzun
beynimden aşağı çakılıp bilenen çığlıklar
ve dizlerime doğru yayılan çürümenin buz kesen hissiz moru arasında
sesim, hınçla çatırdayan kifayetsizlikle burulan bir ucube kursağımda

5 Haziran 2014 Perşembe

Sarı

havanın kararsızlığına çöken sarı sıkıntının içinde kamburum
senelerin çokluğuna izlerin yoklukla inat ettiği şehir
kaçıp gitmelerin sancağı bellenmiş belalı bir sevda gibi ensemde
gövdem eksildikçe zihnimde betonlaşan kıyılar dikiliyor
özlem giyinmiş serzenişlerin çıplaklığından ürküyor bugün
memleketin en yakışıklı bankacısı ile devrin en efsunlu devrimcisi arasında
bir paket Anadolu dumanı mesafesini yürüyor zira zaman
keder, yüzümden rutubetli duvar sıvası sanatıyla kavlamış
yerini kapatacak uzağın tonlarını kolluyor dört bir kimsesizlikte
yolun her yanına eğreti gecekondu emanetliğinden ibaretken artık çember dışı teselliler
ağrıları ölçüşüp misafir yastıklarından söz açmakta saklı kalıyor huzurun saniyelik kırıntısı
salgın bir illetin sırıtışı gibi palazlanıyor sarı

(http://www.youtube.com/watch?v=dr6mEwzTKFA)