19 Temmuz 2014 Cumartesi

Balkon (2)

Günün çekilmesiyle birlikte yüzüne son ışıkların vurduğu yerine geçti yine. İyice kararmadan etraf, önce kitabını aldı eline her zamanki gibi. Kapağından seçtiğim kadarıyla Saramago-Körlük, haftalardır masanın üzerinde akşamın bu ilk saatlerini bekliyor. Kimi zaman çay bardaklarına, kimi zaman gereklilikleri örtecek bir boşluğa yer açmak için ardında duran ahşap sehpaya bırakıveriyor genelde. Şimdi de öylesi iştahsız dolaşıyor ki gözleri satırlar arasında, kitaptaki beyaz ışığın sahiden ömrünü kapladığını düşünmeden edemiyorum.

Çok değil, çamaşır toplamakla geçirdiği kadar bir vakit oldu olmadı, bugün de sehpaya yolculadı sayfaları. Önünde açılacak masa boşluğunun yüzüne yayacağı vazgeçmiş ferahlığı ezbere bildiğimi geçiriyordum ki aklımdan, ellerini uzattığı saksıyı o an fark ettim. Yılmadığını varsaydığım tek şey bu devirdaim galiba. Her ölümün ardından kısa bir süre geçince başka bir çeşit deniyor. Çiçeklerin iklimden bağımsız olarak yerini yadırgaması gibi bir durum söz konusu mudur bilmem fakat bu balkonun cenazeleri listesine epey katkı sağladıkları kesin. Masanın üzerinde o saksı  tekrar göründükçe, gerekenlere sahip bir hayatın yaşama yetmeyeceğinin deneyini yapıyormuş gibi hissediyorum. Yine su verip toprak değiştirecek, güneşin eksik olmadığı köşeyi kontrol edecek ama tüm bunları bir zamanlığına yapıyor olduğunu bildiğinden, kuruyan dalları çöpe atmayı bekleyecek sanki. Yine üzülecek elbet, lakin sevdiğini de sezmiyorum nedense... Saksının masadaki yerini alan boşluk ifadesine dolarken, buruk, umutsuz fakat hayal kırıklığıyla yanılgıya uğramamış doğrulamasının iç rahatlığında görünüyor hep gözüme. Donmuş hayatının ertelenen mücadelesini tecrübe ettirdiği tüm çiçekler sıralarını bekleyerek ölürken, çabasız ve ırak sinikliğine bahane cenazeler biriktiriyor sanki her birinin yaşama uğraşını manasızlaştırarak. Bu defaki misafiri kalın yapraklı bordo çiçeklere böylesi bir nezaketle dokunduktan sonra, imkansızın belli belirsiz, alaycı fakat şefkatli tebessümü kaldı ellerinde. Kalkarken gözü kitabın üzerindeki temkinli, ikazlı, karanlık ele takıldıysa da tülü çekip umarsızlığının üstüne, içeri girdi. Ardından bakarken gördüğüm; Körlük'teki el, saksının yorgunluğuna dönüktü.

(http://www.youtube.com/watch?v=fbamSAUT3q4)

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Balkon (1)

Dizlerini çenesi altında birleştirmiş iki büklüm oturuyor balkonun sağ yanındaki sandalyede. Bugün pek dalgın değil. Bozarmış pijamasıyla dünyanın tüm renklerinden uzakmış gibi rahat ettiğini düşünüyorum hep nedense. Saçları yine özensizliği tarif etmekten dahi bıkkın halde kim bilir ne zaman toplanmış da kalmış. Bir tek, hiçbir yere bakmadığını sezdiğim gözleri seçilmiyor balkon mesafesinden; en çok onları merak ediyorum.

Balkon, bizim buralar için yeni bir mesafe birimi. Kent sakini olmayan kenarların, dönüşüm süslü kamuflesi. Birbirini yaprak hışırtıları ile dal karartıları arasından, duvar gölgeleri üzerinden ezberleyen yarım asırlık izlerimizi yeni yitirdik. Şimdi bu yüz yüze, apaçık bakmalardan duyulan utanç bundan. Bahçe kapısının merdivenleri saygılı bir mahremin adını yazıyordu da sanki, şimdi bu tepelere tırmanan merdivenlerin alt alta üst üste ettiği yerleşiklik zavallı bir itibarın mahlası nazarımızda. Soba isi ile rutubet küfü ortaklığında yazılmış hayatlarına çok katlı bir sayfa açabilen kadınların görece rahatı hariç, görünmek istemeyen bedenlerin kaçışmasına benziyor varlığımız. Aksi tasarlanarak yapılmış olmasına hatta belki çoğunlukla öyle algılanmasına rağmen bugün bu sokak aralarında, insanların yüzlerinde, seslerinde dolaşan kelimenin gerçek anlamıyla 'düşkünlük'. Paketlenip kıstırılmış boşlukta açılan hava deliklerini andırıyor balkonlar. Görünürsek mahkûmiyetimizle yüzleşecekmişiz gibi kaçar adım artık giriş çıkışlarımız. Yabancılığımızı yakalatan denk gelmelerin adresi sanki, bir nevi acziyet noktası.

Işıklar artıyor, en çok da araba gürültülerini yadırgıyorum. Karşı karşıya, yan yana, altlı üstü çaresizlik istifliyoruz sayıyorum. Dizlerini çözüp ayaklandığını fark ediyorum sonra. Bugün pek dalgın değildi, erken kalktı. Ferini ne vakit söndürdüğünü unutmuş belli belirsiz bir yokluk var ama gözlerinde, biliyorum.

(http://www.youtube.com/watch?v=3cwtK0RaIoU)