Dizlerini çenesi altında birleştirmiş iki büklüm oturuyor balkonun sağ yanındaki sandalyede. Bugün pek dalgın değil. Bozarmış pijamasıyla dünyanın tüm renklerinden uzakmış gibi rahat ettiğini düşünüyorum hep nedense. Saçları yine özensizliği tarif etmekten dahi bıkkın halde kim bilir ne zaman toplanmış da kalmış. Bir tek, hiçbir yere bakmadığını sezdiğim gözleri seçilmiyor balkon mesafesinden; en çok onları merak ediyorum.
Balkon, bizim buralar için yeni bir mesafe birimi. Kent sakini olmayan kenarların, dönüşüm süslü kamuflesi. Birbirini yaprak hışırtıları ile dal karartıları arasından, duvar gölgeleri üzerinden ezberleyen yarım asırlık izlerimizi yeni yitirdik. Şimdi bu yüz yüze, apaçık bakmalardan duyulan utanç bundan. Bahçe kapısının merdivenleri saygılı bir mahremin adını yazıyordu da sanki, şimdi bu tepelere tırmanan merdivenlerin alt alta üst üste ettiği yerleşiklik zavallı bir itibarın mahlası nazarımızda. Soba isi ile rutubet küfü ortaklığında yazılmış hayatlarına çok katlı bir sayfa açabilen kadınların görece rahatı hariç, görünmek istemeyen bedenlerin kaçışmasına benziyor varlığımız. Aksi tasarlanarak yapılmış olmasına hatta belki çoğunlukla öyle algılanmasına rağmen bugün bu sokak aralarında, insanların yüzlerinde, seslerinde dolaşan kelimenin gerçek anlamıyla 'düşkünlük'. Paketlenip kıstırılmış boşlukta açılan hava deliklerini andırıyor balkonlar. Görünürsek mahkûmiyetimizle yüzleşecekmişiz gibi kaçar adım artık giriş çıkışlarımız. Yabancılığımızı yakalatan denk gelmelerin adresi sanki, bir nevi acziyet noktası.
Işıklar artıyor, en çok da araba gürültülerini yadırgıyorum. Karşı karşıya, yan yana, altlı üstü çaresizlik istifliyoruz sayıyorum. Dizlerini çözüp ayaklandığını fark ediyorum sonra. Bugün pek dalgın değildi, erken kalktı. Ferini ne vakit söndürdüğünü unutmuş belli belirsiz bir yokluk var ama gözlerinde, biliyorum.
(http://www.youtube.com/watch?v=3cwtK0RaIoU)
(http://www.youtube.com/watch?v=3cwtK0RaIoU)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder