Son satırın da altını çizip kapattım kitabı, içimde ferahın ve sıkıntının birbirine karıştığı yerin başı üstüne. Kenarı kıvrılmış, altı çizilmiş sayfalarda benden habersiz açık edilenlerimi kendi el yazıma çevirip sanki sırmış da hiç o raflardan memleketin bilmem kaç köşesine salınmamış gibi elim kadar bir defterde saklayıp yanımda taşıyorum senelerdir. Dolan defterleri biriktirdiğim mertebe artıran bir kutu var, o da hiçbir yerin yerlisi olamayan bir valizin içinde. Kat kat edip neyi koruduğumu sanıyorum, hem kimden, bilmiyorum. Böyle emin olmamakla doğuyor, boy pos verip yer yurt ediniyor, kök salıp ömrün meyvesi kesiliyor, derken dallarından düşüp yeni fidelere tohum oluyor zaten huzursuzluk. Dört yanım salkım salkım...
İşte elim bir defter kalınlığı daha yükseldi. Zamanı böyle ölçüyorum, defter bitince içinde hapsettiklerime bakıp neresine geldiğimi kestirmeye çalışıyorum vaktin. Her gerekliliğin yamacına bir takvim konduruveririm illa ama, zaman yıllar yerine defter defter akıyor zihnimde. Ama ilk kez bir kitabın altı çizili satırları yarım kaldı, defterin sonuna denk düşmedi. Zamanı değiştiren, zamandan taşan bir şeyler varmış gibi hissettim. Dolu defteri öncekilerin yanına kaldırdıktan sonra altı çizili diğer satırlar açıkta kalmış da zamanı bekletiyormuş kadar bir tuhaflık sardı aceleye kapılan etrafımı. Kitabı yerine koyacakken alttaki dolaptan aynı el ölçüsünde bir defter düştü önüme. Siyah fona renkli çiçekli kapağı, bordo kenarları ile tanıdım hemen, biraz da afallayarak. Epey uzak ve önce, aynını, başında birkaç sayfası yazılı halde başka bir ele emanet etmiştim. -İnsan bulunmayı umarak gizleniyor belli ki.- Göstermekten ilk kez kaçmadığım o satırlarda neler vardı hatırlamıyorum hiç. Bir tek, benimle başlayan bir zamanın ithafı olsun diye yazdığım Aziz Nesin şiiri 'Susarak' aklımda. O defterin ömrü, miladındaki kelimelerin mayasına uymadı galiba ki sonrasını hiç bilemedim; zaten zamanın paylaşılamayacağını da böylelikle öğrendim.
Eskinin şaşkınlığıyla şimdi bu aynısı olanı aldım elime düştüğü yerden. Yıpranmış kapağı, kabarık sayfalarıyla kullanılmış gibi göründü, üzüldüm. Açtım içini, hızlıca yokladım yaprakları. Satırlar boştu, dalgalı yüzeyinden anlaşıldı ki oradan oraya dolaşmış, ne yazmaya ne atmaya kıyılmıştı. Bu yıpranmış ama karalanmamış dünü ile sayacı olacağı zamana pek yakıştırdım. Kapağı çevirdim, gövdede kalan bölük pörçük kalıntıları görünce defterin başından birkaç sayfa koparıldığını fark ettim. Paylaştığımı sandığım yerinde, yeniden saklanmak üzere ellerimdeydi sanki zaman. Önce ağırlaştı, sonra tüy gibi uçuştu, derken yerini buldu mürekkep ve kitabın başlığı değdi takvime: 'Zamanın Farkında'
(http://www.youtube.com/watch?v=nHoXYrhJTcs)
İşte elim bir defter kalınlığı daha yükseldi. Zamanı böyle ölçüyorum, defter bitince içinde hapsettiklerime bakıp neresine geldiğimi kestirmeye çalışıyorum vaktin. Her gerekliliğin yamacına bir takvim konduruveririm illa ama, zaman yıllar yerine defter defter akıyor zihnimde. Ama ilk kez bir kitabın altı çizili satırları yarım kaldı, defterin sonuna denk düşmedi. Zamanı değiştiren, zamandan taşan bir şeyler varmış gibi hissettim. Dolu defteri öncekilerin yanına kaldırdıktan sonra altı çizili diğer satırlar açıkta kalmış da zamanı bekletiyormuş kadar bir tuhaflık sardı aceleye kapılan etrafımı. Kitabı yerine koyacakken alttaki dolaptan aynı el ölçüsünde bir defter düştü önüme. Siyah fona renkli çiçekli kapağı, bordo kenarları ile tanıdım hemen, biraz da afallayarak. Epey uzak ve önce, aynını, başında birkaç sayfası yazılı halde başka bir ele emanet etmiştim. -İnsan bulunmayı umarak gizleniyor belli ki.- Göstermekten ilk kez kaçmadığım o satırlarda neler vardı hatırlamıyorum hiç. Bir tek, benimle başlayan bir zamanın ithafı olsun diye yazdığım Aziz Nesin şiiri 'Susarak' aklımda. O defterin ömrü, miladındaki kelimelerin mayasına uymadı galiba ki sonrasını hiç bilemedim; zaten zamanın paylaşılamayacağını da böylelikle öğrendim.
Eskinin şaşkınlığıyla şimdi bu aynısı olanı aldım elime düştüğü yerden. Yıpranmış kapağı, kabarık sayfalarıyla kullanılmış gibi göründü, üzüldüm. Açtım içini, hızlıca yokladım yaprakları. Satırlar boştu, dalgalı yüzeyinden anlaşıldı ki oradan oraya dolaşmış, ne yazmaya ne atmaya kıyılmıştı. Bu yıpranmış ama karalanmamış dünü ile sayacı olacağı zamana pek yakıştırdım. Kapağı çevirdim, gövdede kalan bölük pörçük kalıntıları görünce defterin başından birkaç sayfa koparıldığını fark ettim. Paylaştığımı sandığım yerinde, yeniden saklanmak üzere ellerimdeydi sanki zaman. Önce ağırlaştı, sonra tüy gibi uçuştu, derken yerini buldu mürekkep ve kitabın başlığı değdi takvime: 'Zamanın Farkında'
(http://www.youtube.com/watch?v=nHoXYrhJTcs)