yazdı mevsim gecelere esen
ne ara koptu bu fırtına
öfkeden köpürüyor şimdi dalgalarım suskunluğa
hasede alışık değil bünye
saklayamıyor içimin cenderesini
kıskançlık irini patlıyor yüzümde
uçuklar basıyor dudağımı uzaklıktan
ah nasıl da çocuk hala gözlerim
uçurtma yapmayı bilmeyen bir babanın kızıyım
ondan mı bu hep yere bakarak küsüş
hevesi çamaşır ipiyle boğazında düğümlenen
bir omuz silkmesi var şu kör somurtkanlığımda
ah benim zavallı saflığım
yüreğin megahertzini arıyor hala
radyo cızırtıları arasında
cepten salınıyor artık nağmeler azizim
frekans mı kaldı
hangi nostaljik maymunun genleri evrilmiyor
şu körpe ruhumda
ah nasıl da geçiyor zaman
nasıl büyüyor boşluk
şairin sesinden soruyorum
'Neredesin Ey Olvido'
hangi dem kalkıyor bu nisyan treni
istasyonum ateşe verildi
kurtar diye yakardığım gamlara
çoktan sindi is kokusu
kurşunla yazılmış el izli kelimelerden geçtim
mekanik seslere demirledim bekleyişi
duymadıkça ayrılığa kani hüzünler birikiyor heybemde şimdi
neyleyim
vefayla lanetli topraklardan yontulmuş bu beden
ah nasıl dinecek dün
günde özlem
(http://www.youtube.com/watch?v=MNsnKNbN1Sk)
28 Kasım 2010 Pazar
14 Kasım 2010 Pazar
Sağanak ve Tuval
Beşiktaş'ın dik yokuşunu iniyorum; Barbaros. Güz rüzgarı savuruyor her şeyi; aylardan Ekim. "Aramızda barajlar var, Bu su hiç durmaz" derken kulağımdaki ses, ne söyleyenin ne de yazanın tam anlamını hiçbir zaman bilemeyeceği düşüncesi geliyor aklıma; fikrim bulanık. Yüzüme düşen yaşların yağmur damlası mı yoksa deniz dalgası mı olduğunu anlamayacak kadar Ankaralıyım. İskeledeki 'seferler iptal' duyurusunun, maviyle gri coşkusundan başka anlam ifade etmediği bir güzergahta, kuraklığını birikmiş yaşlarıyla kapatmaya çalışanlardanım yani. Yok ağlamıyorum şimdi, kelimelerdeki nem bizatihi havadan.
İfade bulmak kolay değil bir ömre. Belki daha gencimdir. Tamam avuntu bu, hatta yalan! Marx'ın bir benzeri daha olmayan kuramsal çerçevesini dinledikten sonra tabi anlamsız olur varlığım. Penceresinde saksı bile olamayız haşa da, çerçeveyi bilen hoca hanım da ulaşılmaz görününce insana, dokunuyor işte böyle!
Yağmur atıştırıyor, rüzgar savuruyor. Yürüyorum, Barbaros bitiyor. Duruyorum, yol yetmiyor. Koşuyorum, durak görünmüyor. Nasıl ki seferler iptal ama denizim yok; işte öyle baktıkça büyüyor hayat. Çerçeve varsa da resim yok.
(http://www.youtube.com/watch?v=nuzrunnrM8M)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)