Beşiktaş'ın dik yokuşunu iniyorum; Barbaros. Güz rüzgarı savuruyor her şeyi; aylardan Ekim. "Aramızda barajlar var, Bu su hiç durmaz" derken kulağımdaki ses, ne söyleyenin ne de yazanın tam anlamını hiçbir zaman bilemeyeceği düşüncesi geliyor aklıma; fikrim bulanık. Yüzüme düşen yaşların yağmur damlası mı yoksa deniz dalgası mı olduğunu anlamayacak kadar Ankaralıyım. İskeledeki 'seferler iptal' duyurusunun, maviyle gri coşkusundan başka anlam ifade etmediği bir güzergahta, kuraklığını birikmiş yaşlarıyla kapatmaya çalışanlardanım yani. Yok ağlamıyorum şimdi, kelimelerdeki nem bizatihi havadan.
İfade bulmak kolay değil bir ömre. Belki daha gencimdir. Tamam avuntu bu, hatta yalan! Marx'ın bir benzeri daha olmayan kuramsal çerçevesini dinledikten sonra tabi anlamsız olur varlığım. Penceresinde saksı bile olamayız haşa da, çerçeveyi bilen hoca hanım da ulaşılmaz görününce insana, dokunuyor işte böyle!
Yağmur atıştırıyor, rüzgar savuruyor. Yürüyorum, Barbaros bitiyor. Duruyorum, yol yetmiyor. Koşuyorum, durak görünmüyor. Nasıl ki seferler iptal ama denizim yok; işte öyle baktıkça büyüyor hayat. Çerçeve varsa da resim yok.
(http://www.youtube.com/watch?v=nuzrunnrM8M)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder