11 Ocak 2014 Cumartesi

Suskun

Fotoğrafı etrafındaki ayrıntılardan arındırıp yüzüne odakladı. Yüzüne hiçbir zaman fotoğraftaki kadar uzun bakmadığını fark etti. Garipsedi. Söylenmeyenleri görmek ister gibi baktı. Hepsini duyar gibi baktı. Hiç tanımazmış gibi baktı. Tüm zamanları bir bir geçirip aklından, fotoğraftaki yüzüne eklemek için baktı. Eksik kalan anlamını bütünler gibi, birlikte günleri tek tek yüzüne eşleyip izlerine baktı. Bazen sesinde gölgelendiğini zannettiklerine baktı. Acabalarını dolaştı yüzünde. Sessizliğine baktı. Sessizliği gibi yüce bir yere taşındı yüzü içinde. Sessizliği gibi yıllandı bakışı fotoğraftaki yüzde. Sessizliğine tasalandı. Şimdi onunla ne yapacağını bilemedi. Sessizliği ellerine sindi. Gözlerinde büyüdü sessizliği. Uğuldadı. İçinin evvelki darmadağınlığı çözülür müydü sesiyle bilemedi. Yüzünde iyi edilmeyi aradı. Gözlerinden kendi yüzüne dökülen huzura baktı. Eksiltmekten korktu. Sessizliğine tutundu. Yanındayken yüzüne düşen ışıltıya baktı. Sesini özledi. Kaybetmekten korktu. Sessizliğine saklandı.

Fotoğrafta iki yan yana yüz suskunluk bulundu.

6 Ocak 2014 Pazartesi

Sezmek uçurum bir muammaydı

Yüzünü güneşle karşı karşıya getiren banka oturdu. Gözlerini açamayışının üzerindeki sarı, kuvvetli baskıyı sevdi. Hep düşman bilmişti güneşi, 'Bir nevi teslimiyet belki de' diye düşündü. Başını, arkasındaki duvarın köşesine yasladı. Beyninin içinde sarmal olup dönen belirsiz düşüncelere yalvardı: "Durun!" Biraz daha açtı kulağındaki müziğin sesini. Anlamadığı dillerde, anlamadığı sözlerle rahat etmeye uğraşıyordu. Kaybettiği sesini, yalnız onların fısıldadığını seziyordu. Sezmek; ne uçurum muammaydı. Yüzünde hiç olmamış kadar kaybolan gülümseyişi gibi. Gözlerinin altında onlardan daha büyük daha koyu çukurlar, başının tüm derisinde oyuklu tümsekli sıkıntı izleri. Ne doluyordu yaşamın boşluğuna, bulamadı. Kaçacak durakları tüketmişti. Uzağından geçen tren gürültüsünü işitti. Gitme isteğini de mi yitirmişti? İstek olduğundan emin bulunulan yegânesini... Yanından geçenlerin adımlarını duydukça fark ediyordu dünyanın dönüş sesini. Kapalı gözlerini güneşten ayırdı. Yere çevirip başını, bakışını zeminle buluşturdu. Gelip geçen ayak seslerini dinledi. İzler aradı, bulduklarını sildi. Sesini istiyordu, yalnız adımlarının sesini. Güneşle büzüşen yüzünü topladı, kalktı. Önündeki küçük taşlarla kaplı yolda yürümeye başladı. Seziyordu, sessizlikti.

5 Ocak 2014 Pazar

Rüya Ulağı

Bir ses belirdi usuldan. Rüyadaydım. Sesin vatanıydı uykunun yurdu. Ay ışığında büyüdü düşün öyküsü. Günlerime doldu, yüzümde yer edindi, zamanımın en derinine işledi. Öyle bir ahenk ki ezginin eğilip büküldüğü, dinginleşip dalgalandığı, coşup çağladığı makamlarda yaşandı. An geldi, uyandım. Kovuldum rüyalardan. Talan edildi, kavruldu canım. Masalın hangi yangın yerinde yitirdim sesi, bilemedim. Ruhu çekilmiş bir köz kaldı uykusuzluğuma miras. Sesin büyüsünden kaçtım, ay ışığının körü oldum. Avuntu uykularında kayboldum. Sılası yok gurbetler toğrağı olmuşken şimdi kulağımda usuldan bir geçmiş. Miladın aşinası, rüya ulağı. Yanı başımda ışıyor ay sesi, hayal nefesinin hüzünlü ümitvar çağrısı. 

(https://www.youtube.com/watch?v=y2qveaA3iX0)