Yüzünü güneşle karşı karşıya getiren banka oturdu. Gözlerini açamayışının üzerindeki sarı, kuvvetli baskıyı sevdi. Hep düşman bilmişti güneşi, 'Bir nevi teslimiyet belki de' diye düşündü. Başını, arkasındaki duvarın köşesine yasladı. Beyninin içinde sarmal olup dönen belirsiz düşüncelere yalvardı: "Durun!" Biraz daha açtı kulağındaki müziğin sesini. Anlamadığı dillerde, anlamadığı sözlerle rahat etmeye uğraşıyordu. Kaybettiği sesini, yalnız onların fısıldadığını seziyordu. Sezmek; ne uçurum muammaydı. Yüzünde hiç olmamış kadar kaybolan gülümseyişi gibi. Gözlerinin altında onlardan daha büyük daha koyu çukurlar, başının tüm derisinde oyuklu tümsekli sıkıntı izleri. Ne doluyordu yaşamın boşluğuna, bulamadı. Kaçacak durakları tüketmişti. Uzağından geçen tren gürültüsünü işitti. Gitme isteğini de mi yitirmişti? İstek olduğundan emin bulunulan yegânesini... Yanından geçenlerin adımlarını duydukça fark ediyordu dünyanın dönüş sesini. Kapalı gözlerini güneşten ayırdı. Yere çevirip başını, bakışını zeminle buluşturdu. Gelip geçen ayak seslerini dinledi. İzler aradı, bulduklarını sildi. Sesini istiyordu, yalnız adımlarının sesini. Güneşle büzüşen yüzünü topladı, kalktı. Önündeki küçük taşlarla kaplı yolda yürümeye başladı. Seziyordu, sessizlikti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder