Aç sesimi, anlatalım. Bu ağır aksak boşluktan korkuyorsun. Üstelik 'korku' kelimesinin kendisiyle de adı konulamayan ve gözle görülmez bir bağınız var; belli etmeden içten içe yaşanan, dile gelmese de her saniyesi hissedilen ama burnu düşse eğilip almaz bir edayla birliktesiniz. Ciğerinizi biliyor da ses etmiyorsunuz. Olmayan her şeyi gövdesinde biriktirdiğin boşluk yüzünden göz göze geliyorsunuz. Öyle yabancı değiyor ki kimi zaman, sanki o ana kadar yokmuşsun da yeni doğmuşsun, gözlerini ilk kez açmışsın gibi bir hissin ortasında kalıyorsun. Etrafındakiler tanıdık; sesler bildik; tatlar, kokular, renkler, yüzler, kelimeler, hatta bakışlar bile aynı fakat öylesi keskin bir uzaklık ki sanki tek bilinmeyeni sen olan bir dünyanın eşiğinde ayak sürüyorsun. Yaban geliyor sana dünyanın dönüşü. Gözün kararıyor bazen; öyle hiçbir şey olmamış gibi sürüyor ki zaman, neresinde meçhul o ilaç dediklerinden miden bulanıyor. Böylesi pervasız bir şey nasıl sağaltır ki, katiyyen yalan! Hiçbir şeyi umursamadan doğup batmayı sürdüren günden korkuyorsun evet. Defaatle kayıtsızlık sergileyen bu intizam döngüsüne çomak sokulmayan her güneş batımında, hüsrana karışan öfken katlanıyor. Köpürüp köpürüp taşmayan, olsa olsa kapağına sıçrayan öfkenle ne yapacağını bilmiyorsun. Hüsranın zaten kapı bekçisi. Bunca yıl herkes gibi bir yerlerde biriktiğini düşündüğün kendinin hangi parçalarının birleşeceğine akıl sır erdiremiyorsun. Ardına dönüp baktığında duran günler yığınını, parça parça gözünün önüne gelen yaşama belirtilerini nasıl yoğuracağını bilmeyen ellerin var bir tek meydanda, onları da diğer bilmediklerinin temsili olsun diye belki de, nereye koyacağını bilmiyorsun. Özlediğin bir şey olmadığından, sevip sevmeyecek bir şey de bulamıyorsun. Özlem sandıkların yalana çıkıyor, yalan bildiğinde de şüpheyle kıyı buluyorsun böylece. Her biri aynı boyutta ve bomboş odalara bölünmüşsün sanki, hangisinde ne yapıldığını, nereye ne koyulduğunu asla anlayamadan tam ortasında duruyorsun. Bir odada yarım kalan kelimeler diline bürünmek için bekliyor. Diğerinde başka dillerin anlamları sıraya giriyor. En çok sayfa sesleri inliyor başka bir duvar ardından. Kaynayan demin buğusunda rahatlık yapışıyor paçalarına bir yandan. Bir dirhem hareket etmezliğinle hepsini duyup görüyor fakat neye gerçekten kulak verebileceğini kestiremiyorsun. Hepsine yetecek gücün olduğunu başına vura vura haykıran bir dev dikiliyor karşına; biraz çekinceli, biraz hevesli dolup kaplanıyorsun. Kabarıyor göğsün, sanki nefesini tutmuşsun. Derken bir tek yutkunuş boğazında, sönüyorsun. Yüzün gözün aynı hiçliğe bulanıyor, artık onun parçası olurcasına bir kabul dikiliyor ayaklarının üstünde. Sade içinde ürperir gibi titreyen bir yer seziyorsun. Boşluğun kendisi kadar, tehdidi olan bu tek kıpırtıdan da korkuyorsun. Yakandan çekiştirip kimlik diretiyor bugün, biliyorsun. Kıs sesimi, susalım.
(http://www.youtube.com/watch?v=dwBHNIUNKrA)
(http://www.youtube.com/watch?v=dwBHNIUNKrA)