31 Mayıs 2013 Cuma

Kart Uykusu

Uyku... Derin ve ücra bir uyku bu, içinde yaşanıldığı farz edilen... Yaşam ki dokuyla var olan, lakin artık perdeler de değil televizyon camları ardından seyredilen... Çakra açma yöntemleri, uzmanından sorumluluk sahibi çocuk yetiştirme egzersizleri, patlıcan oturtma börek kapatma tarifleri, teknoloji ekranlarında boşalıp oyunlaşan zihinler, biraz su biraz yem. İman; hiç ses, yok hareket...

Eline tutuşturulmuş zırvaları ezberleyip bir başka kağıda yaz ver, önce mezun sonra muvaffak ol. Sabah takımını giymiş halde kartını okutup huzura çık, masanda boşluğun adı ol. Öğle yemeği kartını okut, efendilerini tanı, neye hizmet ettiğin ve neye yaradığın sorularına yedi kat el ol. Akşam trafiğinden başka dert dolanmasın kendine mensup kafanda. Andımızı okumakla başlayıp zil sesiyle bitirdiğin günlerin devam versiyonuyla asli görevini icra etmenin haklı amaçsızlığını tut elinden, paçalarından akan gereksizliğini de sürükleyerek dön evine. Taksitlerini hangi kart daha çok bölüyorsa ona bölün. Yarınki kostümünü yontulma performansınla eş düzeyli belirle, as kapının arkasına. Yığının başı kumda manasızlığının kazandırdığı parayla bağla gözlerini. Havasızlık çölünün ışıltılı vitrinleri arasına kapan, bozdur bozdur harca güruhunun kimliksizliğini. Sokaklarda haşere avına çıkar gibi gazlı sulu savaş sürdüren "düzen" yaltakçılarının açık faşizmine kör ol. Biber nedir, bilir misin? Yıllarca terör kampı seyri sunulan doğudan haberler makamında dumanı tütüyor hala. Şimdi allı pullu bildiğin İstanbul sırtlarında bir avuca sığmaz yeşilin şerefine. Sokağın zulmün adresi olmuşken, canlı yayınlarda mantı yumuluyor, tahta başı ortakçılarla makbul vatandaş olunuyor dalkavukluk anayasası hükmünde. İnsanlığın cenazesi kalkıyor, onursuzluğun ve diktanın kitabı yazılıyor. Yaraladığının üstüne gaz sıkan güvenlik, biatın anıtı olup dikiliyor devranda, sözsüz katliam salınıyor demokrasi çukurunda. Senelerdir şark meselesi kılığındaki vahşetin feryadını duymadın, hizmet kapına kadar geldi. Böcekler gibi üstlerine yürünen, halk; kanı canı gaza suya karışan, insan. Hafızalardan silinmek istenen ve tüm dillerde ağızlara en çok yakışan kelime, direniş!

Ve sen ey uyku memuru, kartını okutacağın bir öteki dünya maaşı için büyütürken yalanacak çanakları; ne sürgün edilenler, ne yakıp yıkılan köyler, ne kesip biçilen ormanlar, ne yasak edilen iki kadeh, ne saatlerce sahibi oldukları sokaklardan püskürtülenler onurlu ve hür bir yaşamın kavgasında geri durmayacaklar! Zira soysuzluğun karşısında yaşam, haysiyetiyle meşrudur.

(http://www.youtube.com/watch?v=a17e7KCcDmE)

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Ateşkes

güven ile sevdayı bir valize koyup somya altlarına kaldırdım
vagonlara yükledim
gözlerimden okyanuslara akıttım
nisyanla dövüldü demirlerim
eriyip hiçe karıştı gönlümü güldüren mesel
bir yokun gölgesiyim

güneşle kavgalı olacağına inandıran yürek gömdü kendini
toprakla bir oldu
yenildi
yanılttı
viran eyledi
yalandı yanlıştı bilinmez
yitti

oysa netameli dolunaysın sen
kaçma aydınlıktan
bırak işlesin içine
iliklerinde dolaşsın ateş
sen yanmazsın
yakamazsın
ancak yananın tezahürüyle parlarsın
görünmezsin
gürültü sevmezsin
kavurmaz sıcağın
soluktur yüzün
yalnız hareli bir büyü yansır beyazından
gecenin karasında büyür ışığın
kalabalık istemezsin
sessizliğinin dili düğümdür
kör etmeden çözecek usul soluğu bekler
meçhulün sarhoşluğuna
kendinde tükenip yeniden türemelerine kani olmak yazar kabul kitabında

bil ki
güneş ölmeyecek
kavgalı yürek dirilmeyecek
kaçma aydınlıktan
dol
birik
taş gecenin koynuna
sen ey karanlığın tanrıçası, suskunluğun efsunu
doğur kederinle hatırayı
rüyaları boğ vicdanla
sal günün piç heveslerini utandıracak tohumları
doğ yalnızlığın hüznüne

(http://www.youtube.com/watch?v=C5P6vWj5jKo)

16 Mayıs 2013 Perşembe

Onulmaz Tekrar

Ruhumun etrafında ışıltılı bir sıkıntı çemberi var. Köşe başlarında kendini aydınlatmaya yeten sokak lambaları gibi münzevi bekçilik oynuyor hudutlarımda. Sığınak olacak bir saçak altı gördüğümü sanmayayım, hemen güne kesiyor karanlığımın içinde, kendi suretini apaçık ediyor. Korkunun alfabesinde yankılanan ani bir siren ürpertisi sanki, yanıp sönüyor durmadan. Yabancılığın yaklaştığı her anda büyütüyor ikaz parıltısını. Derken içimde kendiliğinden yükselen yedi kat el diyarından bir ulak sesi çınlıyor. Başka bir iklimin sularını çağlıyor, 'aktığın yatak kurutur' makamından. Çepeçevre bir ben saklıyor sakınarak, birikiyor muyum tükeniyor muyum bilinmiyor. Kesik kesik yüzümü arıyorum yanına yaklaşılmayan ışıl ışıl mabedinde. Bakışımın en kör noktasında birleşiyor gözlerimin yokluk çukuru. Yine sığınmak istiyorum en bilinmez noktasına varana dek bir ormanın, en kuytu ama en köklü, en derindeki ağacına erişir gibi. Kovuğun gövdesinde bir son, bir hayat umut ediyor aklım. Aklım... Aklım ki varlığından en uzak düştüğüm. Çoktan ahşabın doğasına karışmış aklım. Yeşilin kucağına aç aklım. Ruhumun kaçışını dizginleyemeyen, bir yere de koyamayıp süründüren aklım. Nerelerde kabını bulacağını kestiremeyen aklım. Hüznün karşısında tir tir titreyen biçare aklım. Yüzümün bulut bulut kabaran yokluğunu yağamayan aklım. Yağıp da ferahlatamayan, dökülüp de berekete dönemeyen keder tutsağı naçar aklım! Ömür, gönlün bir tek telinde gizli mutluluk denen illete dokunabilme sevdasıyla tükenen ve ne olduğundan sonsuzluk kadar mahrum bulunulan bir hiçlikler kervanıyken, anlamın peşinde sürgün kalan aklım. Bir yalnızlığın ritmine uymuş da tam, leylak kokulu huzura taşınmışken, diğer bir yalnız şarkısına takılan yüreğin perişanı aklım. Yer yön, ev bark bilmez nemrut ruhun kurbanı, konargöçer mahkumu aklım. Arsız bir sıkıntı yumağının oyuncağı olan zavallım! Kendine nehir yolu tutmuş bir yasın yaşlarını, suçun adresi bellenmiş vefa yarenini avutmakla eriyip, suya toprağa karışan aklım. Zamanın neresinde kol gezer bir ayrılık, tahayyülünde boğulan aklım. Hatıra sonsuza bir çentiklik çaba ise nisyan hangi günahın çelmesidir çözemeyerek yer ile yeksan serilen aklım. Şu güven ile edebin ebedi yoldaşlığını hangi kan akıttı oluk oluk hayasızlık ummanına diye hayretinde yiten aklım. Gönlün kendine bir gördüğü, yalanın sahte kimliği çıkınca tek çıkışı firar sapağına kalan aklım. Ardından baktığım yollarda izlerine kör olunup üstüne basılan aklım.

Elim, ayağım, yüreğim, dilim, dünyanın kir rengine çekilirken hangi bir aldanma vaktinden kaçırıp, hangi bir aslına ihanetten koruyayım seni, ey kimsesizliğiyle zuhur eden bigâne aklım?

(http://www.youtube.com/watch?v=hoiEw-gDMSo)