kimse değmesin diye kara süründü gözüm bugün
rüyalarda ölmüyor öfke
soğusa ne çare
buram buram yanılgı
bakışımı vurgulu bir neyse'ye açtım bugün
kursakta aynı yılışık küflü koku
yutkundukça bulantı
göğsümde bir irin sıkıntısı bugün
(http://www.youtube.com/watch?v=P-uPcuWVEWE)
22 Kasım 2013 Cuma
20 Kasım 2013 Çarşamba
Varoluşa Minnetli Arz
şimdi önce bunu şiir olarak mı yazdım
ona karar vererek başlamak lazım tabi.
elbet evlat olsa referans verilmez diyeceğini bildiğimden
ona karar vererek başlamak lazım tabi.
yok hiç sorma güzel kardeşim
hepsi gibi bunun da neye çıkacağını bilmeden zayi etmeye devam.
evvela kendimi farklı hissetmek için mi seni yazıyorum diye
sorgulamamı yaptım da geldim;
şükür ki netice müspet ego savaşında, hele bu bir bilinsin önce.
elbet evlat olsa referans verilmez diyeceğini bildiğimden
niyet de ettim adını bizzat ithafa bulaştırmamaya.
besmele faslı geçildiğine göre
yok kızma, tam da buradan kutsal güzellemelere gömülmeyeceğim.
yok kızma, tam da buradan kutsal güzellemelere gömülmeyeceğim.
o kadar çabanın ardından
rezil rüsva kitabına önsöz değil bu harf ahalisinin toplanışı.
ama edebiyat müfredatında
durum öyküsü temsilcisi ilan edileli beri Çehov,
durum öyküsü temsilcisi ilan edileli beri Çehov,
malum gelenektir mekan tasviri.
neyse ki 'yağmurlu ve gri bir öğle sonrası' diye söze girsem
kemikleri sızlayacak bir mürekkep geni yok ecdadımda.
lakin kan bağımdaki yegane muasır medeniyet timsali sayesinde
manzara gotik, konforun pirüpak dinginliği de ekte.
manzara gotik, konforun pirüpak dinginliği de ekte.
yahut kısaca 'yirmi beşine değmiş parazit serüveni' demek de mümkün..
günde en az üç, en fazla beş adımım
imperial otel'in kapı önü kırmızı halısına değiyor.
imperial otel'in kapı önü kırmızı halısına değiyor.
düşün öylesi bir kimlik bulantısı!
bir de belediye bahçesinin noel pazarında
sultanahmet ramazanı görüntüsü var ki
sultanahmet ramazanı görüntüsü var ki
neresinden tutsan elinde kalıyor.
e tabi macun yerine şarap türevlerine
gel de kültürel değerlerimiz mavalı oku;
gel de kültürel değerlerimiz mavalı oku;
sonra metrosuna parkına hayretli göçmen burukluğuna teğet geç.
velhasıl şu meşhur deve-boyun metaforuna
hatırı sayılır bir dipnot olup düşülecek kıvamda ahvalim.
melankoliyle davam sonlanmamış olsa
hatırı sayılır bir dipnot olup düşülecek kıvamda ahvalim.
melankoliyle davam sonlanmamış olsa
zincirleme bir yaprak-sağanak-mazi tamlamasına girişmek vardı şimdi..
gel gör ki hazır şehre en yakışan şarkı da gelmişken Azad elinden,
bu bilmem kaç yüz yıllık sütunlar arasında
akıbeti meçhul bir heves şimdi içimde.
işte, nur topu gibi bir hayalim oldu sayende
ciyak ciyak koynumda bela!
bu bilmem kaç yüz yıllık sütunlar arasında
akıbeti meçhul bir heves şimdi içimde.
işte, nur topu gibi bir hayalim oldu sayende
ciyak ciyak koynumda bela!
şimdi gümrük memuru tonuna nasıl evireceğiz
kütüğü Bursa'ya kayıtlı bu hadsiz sesi,
kütüğü Bursa'ya kayıtlı bu hadsiz sesi,
onu da de hele!
hangi sınır kapısı bu şanlı diyalektiğin anıtı olmaya muktedir?
(gerçi muktedir ile ideoloji terminolojisine geçtiğime göre
tükenmiş belli ki kelam)
tükenmiş belli ki kelam)
nostaljiden yeni boşanmış tek hayalli dul olarak ne yapılır meçhul
lakin şerh düşülsün istedim işte az şey mi?
istekler rafını gereklerden ayrı bir köşeye çakmaya başlayalı beri
sayende hafifledi sanki yük.
değilse de hamallığım gülümser belki kim bilir...
beyanı net ki hatırlanan bu takvim çentiği
alaylı bir saygı kisvesine denk düşer nazarında.
ee metafizik omurgam da ant içmeye izin vermez, malum..
mâmafih varoluşunun açtığı nefesi
özümden çok sevdim
arz ederim
beyanı net ki hatırlanan bu takvim çentiği
alaylı bir saygı kisvesine denk düşer nazarında.
ee metafizik omurgam da ant içmeye izin vermez, malum..
mâmafih varoluşunun açtığı nefesi
özümden çok sevdim
arz ederim
14 Kasım 2013 Perşembe
Mahcup
izninizle ben bugün biraz haddimi aşacağım beyefendi
malumunuz güzel susarım özümde
lakin böyle şeytan fısıltısı peydah oluyor bazen
affedersiniz
neleri hoş görmediniz ki zaten
ah bu sizin yüce gönüllülüğünüz
kıtalar ötesine gitmesine rağmen keyfim
koskoca beş saatlik
yine de kabul etmekle başladınız
hercai toy ne medcezirler eyledim de vazgeçmediniz
sonra nasıl da asil bir vakurla gömüp uzaklığı
ellerime usuldan bırakıverdiniz
sırtlanıp cenazeyi kazma kürek bellerken ben
ne de derinden kuytu bir çukura çekilip arındınız
ah bu sizin görmüş geçirmişliğinize eremedim beyefendi
affedersiniz
lakin o giderayak bulmacasını yapmasa mıydınız
malum safça biraz tabiatım
yazdığınız o son günün büyüsü masalına pek uyanamadı
halbuki nasıl da haklıydınız
gün ağarınca kalkacak otobüsün akıbetini düşünmezken
bir nefes fazla için söylenen vaat güftenize
yetmedi repertuarım beyefendi
affedersiniz
bir de o çok üzgünlüğünüzü yeni bir kadraja çevirdiniz ya
nedense pek bir dokundu aynılıklar beyefendi
böyle antik görgüleri evrensele baş göz etmeye çalışan bir yanım var
affedersiniz
misal gülümseyişinizi iliştirdiğiniz
o umarsız sevinci almadı niyeyse meşrebim
halbuki kaçmasam üçümüz birden sevinebilirdik değil mi ne güzel
ah bu benim oyunbozanlığım başa bela beyefendi
affedersiniz
bir de yüzüme tükürseniz ses etmez şu bencilliğimi
kendi kendime yazmaya dökmüyor muyum
cüretimden boynum bükük beyefendi
affedersiniz
bir tek an aklınıza düşmediğimden
sansür zahmeti vermeyi zul addettim fikrimce
yetmedi, darbe vakitleri aramaktan sizin bile çekinmediğiniz kimselerle
paylaşım teşebbüsüne de imza attım
ah ne gam güya beyefendi ne gam
(http://www.youtube.com/watch?v=ELhD06IMBAU)
malumunuz güzel susarım özümde
lakin böyle şeytan fısıltısı peydah oluyor bazen
affedersiniz
neleri hoş görmediniz ki zaten
ah bu sizin yüce gönüllülüğünüz
kıtalar ötesine gitmesine rağmen keyfim
koskoca beş saatlik
yine de kabul etmekle başladınız
hercai toy ne medcezirler eyledim de vazgeçmediniz
sonra nasıl da asil bir vakurla gömüp uzaklığı
ellerime usuldan bırakıverdiniz
sırtlanıp cenazeyi kazma kürek bellerken ben
ne de derinden kuytu bir çukura çekilip arındınız
ah bu sizin görmüş geçirmişliğinize eremedim beyefendi
affedersiniz
lakin o giderayak bulmacasını yapmasa mıydınız
malum safça biraz tabiatım
yazdığınız o son günün büyüsü masalına pek uyanamadı
halbuki nasıl da haklıydınız
gün ağarınca kalkacak otobüsün akıbetini düşünmezken
bir nefes fazla için söylenen vaat güftenize
yetmedi repertuarım beyefendi
affedersiniz
bir de o çok üzgünlüğünüzü yeni bir kadraja çevirdiniz ya
nedense pek bir dokundu aynılıklar beyefendi
böyle antik görgüleri evrensele baş göz etmeye çalışan bir yanım var
affedersiniz
misal gülümseyişinizi iliştirdiğiniz
o umarsız sevinci almadı niyeyse meşrebim
halbuki kaçmasam üçümüz birden sevinebilirdik değil mi ne güzel
ah bu benim oyunbozanlığım başa bela beyefendi
affedersiniz
bir de yüzüme tükürseniz ses etmez şu bencilliğimi
kendi kendime yazmaya dökmüyor muyum
cüretimden boynum bükük beyefendi
affedersiniz
bir tek an aklınıza düşmediğimden
sansür zahmeti vermeyi zul addettim fikrimce
yetmedi, darbe vakitleri aramaktan sizin bile çekinmediğiniz kimselerle
paylaşım teşebbüsüne de imza attım
ah ne gam güya beyefendi ne gam
(http://www.youtube.com/watch?v=ELhD06IMBAU)
12 Kasım 2013 Salı
Lirik Memur Emeklisi
alın içimdeki şu inat ihtiyarı
sürükleye sürükleye saçlarından çekip götürün
madem eksilmekte ömür
ilmek ilmek nefesimin pervazından sarkıtın gitsin
madem böyle de dağıldı sınırlar
kırılsın şu tekinsizliğin kilidi
çekinmesin girsin ayaz, fırtına neyse
esasında limon tadı veren
şefin tavsiyesi şu geçmiş tablasını da dökün
griyi sevdim, kabul
birbirine bulansın istedim akla kara
ikrar vermişiz bir kere madem
hakikat kadar seçilemez karışalım istedim
lakin kafi
çekin üstümden boca edilen siyah mirasını
gölgemde yıkanmasın gelip geçen
kıdem tazminatı da hiçe sayılır nasılsa
çıkarın içimdeki merhamet emeklisini
sitemkar bakışlar, cefa yorgunu baş eğişler bileyen budalalılığıyla
kof hakkaniyet beklentisinin göbek bağını kesip atın
hele şu güzelleme sevdası yok mu
esas çıbanın başı hani kör kütük temize çıkaran
nasıl hasıl oldu da esir etti
bu dehlize makul vatandaşlık hala sır
sanık makamına Yeşilçam'ı koyma kolaylığına gitmek yakışmaz
ama olur mu olur şüphelerine mukabil
Adnan Şenses icrasıyla 'Senede Bir Gün'ü +18 ilan edin
melankoli pençesini özveriyle atar çünkü
gereklerle de diş geçirir
sonrası puslu kollarında köhne hayıflanmalar lirizmi
atın işte zihnimde yuva yapmış tekrarları
öyle çok ses istif ki
kalmayan manalarını kazıp eklemekten bitti ben denen
öyle ki istek formlarının tamamı kayıp bürosu sorumluluğunda
gerek mezarlığına bereket ediyor seslerim ölerek
dilek şart kipinin dalgasında salınır oldu dilim
sürükleye sürükleye saçlarından çekip götürün
madem eksilmekte ömür
ilmek ilmek nefesimin pervazından sarkıtın gitsin
madem böyle de dağıldı sınırlar
kırılsın şu tekinsizliğin kilidi
çekinmesin girsin ayaz, fırtına neyse
zaten öteden beri göz süzeriz, tutar mayamız
lakin peşi sıra şu bela sıcak da takılıp gelir işte derdim o
günahımı değişmezdim ya ben onun yılışık nüfuzuna
ne edelim demek kaide böyle
madem ıslanıyorsun kuruyacaksın da bir zaman
aksi, yağmur edebiyatında gişe memurluğu
yıkın şimdi güvence sanıp tepemde yükselttiğim tüm saçakları
yüzde 'yine mi patates' ifadesine sebep oluplakin peşi sıra şu bela sıcak da takılıp gelir işte derdim o
günahımı değişmezdim ya ben onun yılışık nüfuzuna
ne edelim demek kaide böyle
madem ıslanıyorsun kuruyacaksın da bir zaman
aksi, yağmur edebiyatında gişe memurluğu
yıkın şimdi güvence sanıp tepemde yükselttiğim tüm saçakları
esasında limon tadı veren
şefin tavsiyesi şu geçmiş tablasını da dökün
griyi sevdim, kabul
birbirine bulansın istedim akla kara
ikrar vermişiz bir kere madem
hakikat kadar seçilemez karışalım istedim
lakin kafi
çekin üstümden boca edilen siyah mirasını
gölgemde yıkanmasın gelip geçen
kıdem tazminatı da hiçe sayılır nasılsa
çıkarın içimdeki merhamet emeklisini
sitemkar bakışlar, cefa yorgunu baş eğişler bileyen budalalılığıyla
kof hakkaniyet beklentisinin göbek bağını kesip atın
hele şu güzelleme sevdası yok mu
esas çıbanın başı hani kör kütük temize çıkaran
nush, tekdir, kötek nafile, ne olsa uslanmaz
verin fermanını, sehpada sabır tükendinasıl hasıl oldu da esir etti
bu dehlize makul vatandaşlık hala sır
sanık makamına Yeşilçam'ı koyma kolaylığına gitmek yakışmaz
ama olur mu olur şüphelerine mukabil
Adnan Şenses icrasıyla 'Senede Bir Gün'ü +18 ilan edin
melankoli pençesini özveriyle atar çünkü
gereklerle de diş geçirir
sonrası puslu kollarında köhne hayıflanmalar lirizmi
atın işte zihnimde yuva yapmış tekrarları
öyle çok ses istif ki
kalmayan manalarını kazıp eklemekten bitti ben denen
öyle ki istek formlarının tamamı kayıp bürosu sorumluluğunda
gerek mezarlığına bereket ediyor seslerim ölerek
dilek şart kipinin dalgasında salınır oldu dilim
hayal desem kullanma klavuzu arayacak
sökün şu küf kokulu köklerimi
7 Kasım 2013 Perşembe
Dem Sokağı
Bir gün olsa ki yeniden başımın üstünde salınsa göğün kaygısızlığı. Yorgun caddeleri gecenin sakinliğinde dinlenirken izlesem. Günün değdiği mahmur kıpırdanışlarını duysam titreyen elleriyle dalların. Serin bir havayla yıkansa paklansa yüzümü okşayıp da geçen rüzgarın kokusu. Hayretleri, pişman şaşkınlıkları bir köşe başında bırakıp karışıverse adımlarım yeni sokağın asfaltına. Burada artık sözlerin kıymeti teslim edilse tek tek. Her birinin vücut buluşuyla tanışsam...
Belirir belirmez ben, 'Vefa' gelse kucaklasa ilk, ezelden biriz bilinir. Gözlerinin beklentisiz elasına vurulsam. Omuzuma dokunsa derisi altından belirgin damarlarıyla yaprak gibi incecik uzanan ellerinin sıcağıyla. Konuşmasak, ezberimiz okunsa tüm yoklukları sarılmış zamanlarımızdan.
Hemen ileride 'Emek' görünse, biraz yorgun, biraz yorgunluğundan kızgın, küskün, en çok haksızlığına isyankar başı inatla dimdik. Tok sesinin vurgularında buğulu bir sis dalgalanır gibi, dudaklarının kenarına memnuniyetini takındığı belli belirsiz saklı gülümseyişiyle "merhaba" dese yalnızca. Sözle var olmayı sevmez bilinir, sade o kapı aralayan selamıyla dumanlı tonu süzülse her yana.
Bir kenar kuytuda 'Güven'e denk gelsem, kamburu altından bakışlarının kör edici beyazı vursa yüzüme. Heba edilişinin hesabını sorsa sinirden çatallanan haykırışlarla. Kir pas içinde renkleri, kıvrımları, çizgileri seçilmez bedeninde yalnız gözünün akında toplanmış olan öfke saçılıp dökülse, dağılsa dört koldan, değdiği duvarları pencereleri paramparça etse. Sırtını iki büklüm edip çöreklenen, o irin döşeklerindeki lanetin uykusunu darmadağın etse de doğrulsa, ayaklansa.
Sokak yarılsa orta yerinden, bir kapı önünde beklerken bulsam kendimi. 'Tahayyül' biraz inat, çokça sır bir uzun boy. Her bir ayrıntısında kaybolmak istenen duruluk. En çok onu beklesem, yamacında bir eşik için. Nazını sevsem, özgünlüğünü sevsem, sevsem de ses edemesem. Netameli mesafe duvarlarımız ardındaki benzerliğimizle gönlüne girsem.
Ortalık dingin yatağına akmışken, eski ahşap bir masanın ardında, içe sinmez hor görülmüşlüğüne kadeh kaldıran 'Saygı'ya rastlasam. El ayak çekilince, çamurlu ağızlarda çiğnenen kıymetine içiyor olsa her bu vakit. Derin çizgilere ev sahibi derisi, yan yana iki gömü halinde çukurlaşmış bezgin gözleriyle kesilse yalnız. Ne dillere düştüğünü görüp de sitemden başka durağı olamayışına, usul bir şarap kekresi bastırsa. "Bir ruhsatı olsa şu kahrolası adımın, usandım tanışsız sahteliklerin katığı olmaktan" dese de dert yanıp tesellime sığınıp uyusa, unutmaya yolcu.
Ceplerimde büzüşmüş parmaklarım, seher esintisine teşne tenim, gecenin gölgesini koynuna alan vaktin kanıma işleyen muzır ürpertisiyle yürümenin solgun tadına varırken o çıksa karşıma: 'Tevafuk'! Hep olduğu gibi aniden, bin anlam yüklü, çiğ düşmüş çiçekler taç olmuş saçları arasında, heyecandan kör kütük deli, umudun adı bilinmeyen uslanmaz sevgilisi. Parıltı cenneti göz bebeklerinde, hangisini seçeceğini bilemez heves şımarığı kelimeler dilinin kayganlığında sarmaş dolaş, baştan aşağı vahiy giyinip de düşse yolumun tesciline.
Bir gün olsa ki sarsam onarsam kelimeleri, iyi etsem yeniden. Yürüsem...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)