Sahiplenmek kimyamda yetim. Ama keskin bir özveriyle adanmak tam ölçü! Alerji yapıyor sanılıp kesilen tüm kavak ağaçlarının intikamı niyetine, göstermelik bağlılıklara bağışıklık kazanmıyor bedenim. Tüketim kültürü, endüstriyel üretim, diye bilimsel referanslara sırtı dayamak da makbul; lakin her şeyden önce eşyanın tabiatı desek kâfi. Yahut Freud yamacında ilerlersek, çocukluğumun lunapark sevmez garipliği de olabilir sebep. O vaat yüklü yer hep aldanışın ve kofun temsilini canlandıragelmiştir zihnimde. Şimdi hala ne ki güncel, ne ki (adında meymenetin zerresi bulunmayan) popüler ise işte o ışıltılı, allı pullu ve açık seçik cazibe kusan gürültü yumağını çağrıştırır bana. Yetmezmiş gibi tam aksi olana kör bir sığınış da olası. Öyle ki kazara devrim olsa, Kavgam'dan cümlelerin altını çizip Hitler alıntıları mı yapacağım acaba diye korkmuyor değilim zaman zaman.
İvmesi hızla artıp daha büyük hızla inene dair yüzüme yerleşen tatminsiz burun kıvırmadan ve içimde hatırı sayılır bir derebeylik kurmuş öfkeden endişem büyük. Bir çeşit azınlık sevdasına tutulmuş kalmıştır belki gönlüm. Yahut "Zambaklar en ıssız yerlerde açar"a hasım bir ayrıcalık arzusu belki bilincimin zemin altı katlarındaki. Lakin ya kibir üstüne kurulu bir kimlik inşasıysa, nice olur hal-i ahval? Hâşâ ey beni bilmezim! Kibirden yer yök korusun cemi cümleyi. Lakin ruhumu layık-ı veçhile virüsü sarmış olması muhtemel. Yoksa misal kelimelere kurban olurken sakınmak da nesi! İsyana hayal büyütürken seçme ve yerleştirmeye tabi tutma isteği ne cüret! Fakat kıymet derler adına ey beni bilmezim, kıymet! Tüm derdim tasam ona zeval gelmesin. Nasıl ki gizli bir dil gibi sessiz ve gururla saklayanları olsun istiyorsam Hasanım Ali'nin, büyüsü açık edilmeden korunsun istiyorsam Namjoo, Prometheus ateşi kadar kutsal kalsın istiyorsam Neşet Baba, hele benliğimin varoluşuna çentik atmış kadınlığın abidesi Füruğ, kaderin tekrarına iman ettiren özgünlüğüyle Tomris Uyar, vicdan ve yalnızlıktan örülü kalesiyle Aslı Erdoğan, hangi evrenin bilgeliğinden koparıldığı asaleti kadar sır Şule Gürbüz, birer ayet olup kalsınlar dimağda da dilin kaygan zeminine dahi düşmesin kudretleri istiyorsam; nedir bunun hikmeti? Kıskançlık belki.. Kim bilir belki de imtiyaz küstahlığı. En derinde sevilen, bakmayı bilmezler kapsamı dahil bilinir olunca, gözümde tüm feri sönüp de canı teninden çekilmiş bir soğukluğa dönüşüyorsa; nerededir irin?
Kıymet diyorum ey beni bilmezim kıymet! Çoğu bünyede hazmedilmiyor hani, ondan kaçırıyorum. Fakat yanlış anlaşılmasın, entelektüel bir zırva yok kökümde dalımda. Bütünüyle dogmatik obsesyon. Yani bu gibi bazı muhafaza eğilimlerim, telif gerektirmeyen anonim nimetlere de oluyor. Misal iğde kolonyası, boca edilen gösteriş timsali parfüm adetiyle zayi olmasın; yedi cihanın anahtarı misyonunda gizemini sonsuza taşısın istiyorum. Yahut bulgur pilavı öyle her yerde bulunmasın; net sınıfsal aidiyettir, o kadar ki onsuz devrim bizim değildir! Misal uzaya vizesiz ve aktarmasız uçuş süresiz kelepir bile olsa, otobüs can, tren canandır; dünya mirasları listesine alınsın istiyorum. Kurşun kalem ile saman kağıdı ikilisi mesela, bizzat aşk ve savaş sebebi. Binaenaleyh kaynağı meçhul maraz yuvası işte, daha neler neler ikamette. Fark etmedikleriniz özenle sarıp sarmalanır. Iskartaya ayırdıklarınız baş tacı edilir. Kıymet diyorum ey beni bilmezim kıymet! Erdeminde ezilme tehlikesiyle yaklaşmayınız.
(http://www.youtube.com/watch?v=W8abhQ6gGdc)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder