4 Ağustos 2013 Pazar

Çember Küfeliği

Hayatın ve insanların devinimi-dönüşümü ile koşulların ve dönemin tüm bu içinde bulunduğumuz deveran üzerindeki belirleyiciliği herkesin mutabık olduğu bir gerçeklik. Her birimiz, biricik olduğunu sandığımız olaylarla tüm duyguların ve hayatların tekrarını yaşıyoruz milyonlarca yıldır. Buna rağmen yine de bu sayfada izler karalıyor olmak ne denli akıl kârı bilinmez fakat alınan her nefes bir sebebin işareti ise sade yazıyor olmak da abese dokunmuyor olsa gerek. İşte tam da böyle söz etmekten dahi imtina eden bu bir avuçluğumuzdan bahsetmek esas ihtiyaç. Ey bugünün arada kalanları! Şimdi satırlar hitap alanını belirleyemeyecekse de ait olamamanın panoramasını sunmak üzere amade.

Hikayemiz bir varmış, hep de var olacakmış diye sınıfsal bir kabulle başlar. “Oku, kendini kurtar” öğüdünün soba cısından önce öğretildiği bir çocukluktur ilk adım. Bilinen ve görülen en keskin sevgi ifadesi çalışkanlıktır ki her pekiyi başarıdan önce emeğin karşılığıdır ailenin hayat mücadelesine. Gösterişsiz, övgüsüz, takdirsiz ve hatta sessiz bir onaydan ibaret tebessüm, muğlak bir tercümeyle memnuniyet olarak benimsenir. Böyle başlar mutlu olmanın yegane yolunu, mutlu etmekte bulma özverisi. Akşam eve elinde torbalarla gelen yorgun babaya duyulan mahcup saygı ve hürmetin toplamı kadar olur sevginin çevresi çapı. Tüm duygularının tabanına hepi topu şefkat olarak tanımlanabilecek bir adanmışlık gelir yerleşir. Geleneksel orta-alt sınıf kültürel kodları bünyeye köklerini salıp, kısmetse garantili bir gelecekle hayata sıkı sıkıya tutunmayı bekler. İşte buraya kadar her şey normal seyrinde, yüzyıllardır biçilen role uygun bir akışta gayet kontrol altındadır. Eğer ki düzlemden şaşmaz, yerini yurdunu, sınıfını konumunu verilmediği kadar bilmeye yahut olduğu gibi kabul ederek rahatını muhafazaya yönelirsen; makul ve makbul olanın dingin yatağında sıradaki eşikler bellidir: İsmiyle gururlanılan okullar, sabit gelirli-güvenceli ve statü basamakları yukarıya doğru eğimli bir kariyer yolu, boy ve ücret mukabilinden eş kabulü görecek dünya evi ortaklığı... ÖSS’nin sunduğu kumarla kitaptan kağıda yazdıkların diploma olur eline gelir, KPSS’nin tanıdığı ayrıcalıkla vatana hizmet 9-5 arası vakit törpüsüyle maaş olur hesabına gelir; düğün tantanasıyla çeyiz-perde telaşının ardından evle arabanın kredi taksitleri, derken kızla oğlanın dershane masrafları hizası şaşmaz bir saadet silsilesiyle önüne gelir de ömür niyetine uzanır.

Gelgelelim o ilk çocukluk adımının ardından akıl rahat durmaz da kurcalarsa varlığın girdaplarını, arafın eşiğine gelinmiş; şu meşhur "kendin içindeyken kafan dışındaysa" makamlı çember hikayesinin küfeliğine girilmiş demektir. Zira kendinden önce etrafındakilerin bugünü ve hatta yarını tasasıyla yaşayan tasarruf insanları için düşünce ne kadar genişlerse genişlesin o en antik haldeki 'kurtulma' misyonu değiş(e)mez. Sınıf bu yüzden geçişsizdir. İsmiyle böbürlenilen okulların, verilen kitapların, anlatılan tarihin, sunulan koşulların ve yaşandığı söylenen gerçeklerin çatlaklarından bir kez sızdı mı ruhun kalıpsızlığı, oraya mıhlanır aidiyetsizliğin mihenk taşı. Kabuğu kırılmış makul vatandaşlığın kisvesi kafanın dışında kalmıştır. Etrafındaki yarışın bir parçası halinde allı pullu sertifikalı kendini sunum stratejileri, brüt gelirli geleceğe tapu halinde caka alışverişi, profil fotoğraflı-kartvizitli kimlik beyanatlarıyla beğeniye açık pozisyonlar ağır gelir Kafka dönüşümlerinin gölgesine.

İşte buraya kadar her şey bir nevi yön değiştirme gibi görünse de öyle basit bir sapmayla yeni bir yol tutturmaya da girişilemez. Zira o diğer tarafın bugününü belirleyen ilk adım kökleriyle de hemhal olunamaz. Sözün özü davul dengini bulma umudunu çoktan kaybeder de ayrı makamların telinde dövünür de durur. Düşüncede verili tüm kalıpların alaşağı edildiği o ideal dünyanın sağlam bir neferi olunsa da yaşamda benzerlerinin işgal ettiği yerde bir boşluk bulunamaz; bulunsa da ya küçük gelir sığılamaz ya büyük gelir doldurulamaz. Misal eril tahakküm lanetine karşı canla başla mücadele verilir lakin evden ırak hava kararmalarında gelen “Gecikme!” temalı telefonların vicdan azabından kaçılamaz. Misal yumruğu havada sloganlarla hayat bulunur da ardından gelen içki sofralarının meşrebi genişliğine el olunur. Varoluşun yalnız kendinden mütevellit özgürlüğü yazılır dilden gönle, lakin bir el tutmanın yamacındaki yabancılaşmadan kurtulunamaz. Emeğin manalı bir üretime dönüştüğünü görecek işlerde bulunmak istenir, lakin ya kâfi dereceli malum yabancı lisanda ezelden gelen noksanlık ya da iki gün sonrasının sıfatsızlığı önüne taş olup da konulur.

Gönül rahatlığıyla mutlu hissedeceği yerde isimsizlik ve yarınsızlıkla tehdit edilir; herkes gibi bir yer kazandığı yerde kendiliksizliğiyle huzursuz edilir. Ne kafası rahat bir entelektüel şaşaaya kapılabilir, ne de hayatı rahat bir gözü kapalılığa boyun eğebilir. Bu yüzden ne birinin hem çocuklarının anası hem yanında gezdirilmesi mümkün üstelik çalıştığı halde milföyden börek de yapabilen müstakbel zevcesi, ne de diğerinin hesapsız sorgusuz toplum klişelerinden azade özgür kifayetli sevgilisi olabilir. Velhasıl hem düşüncedeki özgürlüğün, hem yaşantıdaki gelenekselliğin kıskacında ikametsizliğe mahkum kalınır. Ne bir plazanın ara katlarında maaşının yarısını verdiği kostümleri ve fönlü saçlarıyla salınan bir toplantı salonu simgesi, ne bir dağın ardında kamp ateşinin anlık gailesizi, ne bir devlet dairesinin sanal iskambil kağıtlarındaki itaatkâr, ne de hayalin bizatihi olarak sonu bilinmez hevesçisi olunabilir.

Aidiyetsizliğin kanunu işte böyle böyle yazılmış olur. Karafaki denen o güzelim kelimeye eşlik eden beyazlıkla işte böyle böyle tanış olunur. Adın da yerin de kime-neye hitap ettiğin de meçhul bellenir. Nihayetinde olsa olsa adressiz kalınır da ancak şu malum ya içinde ya dışında çemberin dolaylarında küfelik bir kimliğe kanaat edilir.

1 yorum:

  1. Hiç bu kadar güzel ağlamamıştım sevduğum, canımın ta içi, herkeslerden gizlediğim dünyamın kraliçesi... Kimlerdeki eksiklerin fazlası yüklenmiş sana bilmeme imkan yok. Seni deli gibi yoran bu farkındalığın getirdiği duygu birikiminin hem düşmanı hem hastasıyım. Çıkamadım işin içinden. Yine ve her zamanki gibi...

    Tek bildiğim sen olmasan mevcudiyetim anlam bulmazdı. Kaybolup giderdim kpss kursu köşelerinde ya da plaza kimliksizliğinde. Sınıf ve kimlik bilincimin garantörüsün sen. Başımdan eksik olmaya kalkma sakın. Eksik olacaksan da beraberce eksiliriz yeryüzünden.

    Paylaştığımız ilk şarkı armağanım olsun geçmişimize, şimdimize, geleceğimize... Seni çok seviyorum.

    http://www.youtube.com/watch?v=nyk8T11yGok

    Ebru

    YanıtlaSil