şimdi burada yağan yağmur
önce ceviz yapraklarına değen sesiyle duyuluyor
tıpkı oradaki gibi
oysa biz konuşurken insanlar ölüyor
kimisi orada kimisi burada gömülüyor
ikisine de aynı dilde dua, başka dillerde beddua ediliyor
biz konuşurken mayınlar patlıyor
göz gözü görmeden bilinmeze feda olunuyor
barut kokusuna bağlanıyor kurtuluş
biz konuşurken çocuk diyoruz, şiir diyoruz, dağ diyoruz
hiçbirinin saflığını korumaya yetmiyor nefesimiz
şimşekler çakıyor
gürüldeyen sema ve sırılsıklam bir pencerenin arınmışlığından ibaret aslında ömür
ama biz konuşurken bir yerlerde infilakı sürüyor nefretin
bir çocuk gülüşü kazınamadan zihnimize
biz konuşurken sokaklar taşlarla deliniyor
yağmurdan da küçük el yordamlarında
demir yığınlarına fırlatılıp betona düşen isyan
çarpıyor çaresiz ve en anlamaz bakışlarımıza
biz konuşurken namlular doğrultuluyor
rengine şarkılar söylediğimiz netameli yükseklerin görünmeyen diğer yanında
korku değil yakarış doluyor hücrelerimizden içre
biz konuşurken bilmediğimiz ateşler yarıyor göğü
kimin acısı kimin merhemi bilmediğimiz çığlıklarla bölünüyor suskunluk
biraz daha kirlenmiş bir sabaha uyanıyoruz
yollarımız ayrılıyor ne mutlu ve olmayanlar sapağında
birgün belki yıkılır engeller
Zap’ın mağrur serinliğiyle temize çekilir sinelerimizde
biz konuşurken değişir belki dünya
sessizliği dinlemekten korkmayız belki birgün
masumiyetten çekinmez
yitirmek için yitirilmeyiz belki
zamanın en üryan yüzünde
biz konuşurken bu gece kaç el kin kusuldu
kaç yürek kan döküldü toprağa yağmur yerine
kaç kat kara çalındı yeryüzüne
sonra gün yine ağardı
çünkü kelime umuttu
çünkü biz konuşurkendi