10 Ağustos 2015 Pazartesi

Sonra

Yola düşmek huydu bende, geçti. Geçen Eylül. Babaannemin kulbu kırık bordo hac valizi elimde. Gözlerim şiş, içim şaşkın. Önce hayret, sonra güven ezildi takırdayan tekerler altında. Gecenin bir vakti, peşinde sürüklendiğim valizle birlikte beni aldı nam-ı diğer zat-ı muhterem, salonun baş köşesine koydu. Hiçbir şey anlamayacak kadar yanıldığıma inanamayarak beş gece öldüm ben orada, beş gün ayrı ayrı gömüldüm, her seferinde o valize doldum. Sonunda geçmiş tüm yollarımın cenazesini o salondan kaldırdım. Koca şehir karardı, yolların ve valizlerin cehennemini belledim. Ağladım, ama nefes bulamayışımdan çok değil. Çareleri yalan edecek güçte olunca yanılgı, kaçtım. Peşinden sürüklendiğim ama hiç açılamayan o kulbu kırık bordo valizi ardım sıra sürükleyen ben oldum bu defa dönerken. Otogar hevesimin son perdesi.  Aldığı yere geri bıraktı beni muhterem. O gün geride bıraktığım şehri bugün gördüğümde ciğerimin çürümemiş bir kenarı varsa hala, ardımdan bakışı sayesindedir.

Geçen Eylül'dü, böyle kapattım ben tüm kapıları, yüzüme kapananların şecerisine hürmetle. Dikişleri içine alınarak, daralıp ufalarak büyüyor insan denen. Sonrası yüz çevrilen bir belaya dönen yollar. Sonrası yok.

(https://www.youtube.com/watch?v=NCIZrnExv8g)