Birbiri ardına ilerleyen yüzlerce adım seyrediyorum. Şu zamana dek bir biçimde peşi sıra yürünen adımları düşündüğümde hala yolun varlığına inanıyor olmama şaşıyorum. Kışın en azılı vaktinde güneşin tepemde yükselen manasız gücü, yersizliği oranında geniş bir huzursuzluk seriyor ayaklarımın altına. Sırtımı o kaygılı zamansızlığın sıcağına verip, yüzümü yolun gelip geçiciliğinde durak ederek banka oturuyorum. Elimde, buruşursa resmiyetini kaybedecekmiş gibi öğretilegelen bir ağacın kim bilir neresi ile 'yorgunluğum mu daha fazla yoksa bezginliğim mi'yi tartıyorum. Sürüklenen bedenimde de tıpkı önümdeki sayısız adım kadar hükümsüz bulunduğumu hissedince, bıkkınlığın galibiyetinden emin oluyorum. Yanımda umut ve çaba harmanı sesiyle oturan kızın telefondaki tavsiye usullü bilgilendirme konuşmasında öyle tahammülsüz bir aşinalık yaşıyorum ki duymamak için tekrarlanmaktan bitap düşen ve artık yalnızca ardışık gürültüler halini alan şarkıları kulaklarıma tıkıveriyorum alelacele. Şehirleri ve hatta içinden mühürlü geçişler yapılan sınırları dahi geçse de insan, hayat nasıl da sıraya koyuyor adımları, başı ayaklarına dönük bir ufka mecburiyeti nasıl da rahatlıkla eş belletiyor diye düşünüyorum. Sesinden kaçındığım kızın sözlerinde bulacağımdan hiç kuşku duymadığım o yarın uğraşı, kaygısı, telaşı, beklentisi aslında adımlarımın bir sokak gerisi, aynı bankın dinlencesi. Konuşmanın sonlanışını fark etmemle birlikte ben de başımın içinde ayırt edilmeksizin öylesine bir yığın halinde dönüp duran müziğe bir nihayet bahşediyorum ve sanki yükü hafiflemişçesine kaldırabiliyorum bakışlarımı önümden geçen adımların sahiplerine doğru. Sesimin uzaklığına sebatkar bir şükürle içimde, art arda düşüp kaldığımız yerden kayboluyoruz.
(https://www.youtube.com/watch?v=Ey4MivW0BUs)
(https://www.youtube.com/watch?v=Ey4MivW0BUs)