Bir gün olsa ki yeniden başımın üstünde salınsa göğün kaygısızlığı. Yorgun caddeleri gecenin sakinliğinde dinlenirken izlesem. Günün değdiği mahmur kıpırdanışlarını duysam titreyen elleriyle dalların. Serin bir havayla yıkansa paklansa yüzümü okşayıp da geçen rüzgarın kokusu. Hayretleri, pişman şaşkınlıkları bir köşe başında bırakıp karışıverse adımlarım yeni sokağın asfaltına. Burada artık sözlerin kıymeti teslim edilse tek tek. Her birinin vücut buluşuyla tanışsam...
Belirir belirmez ben, 'Vefa' gelse kucaklasa ilk, ezelden biriz bilinir. Gözlerinin beklentisiz elasına vurulsam. Omuzuma dokunsa derisi altından belirgin damarlarıyla yaprak gibi incecik uzanan ellerinin sıcağıyla. Konuşmasak, ezberimiz okunsa tüm yoklukları sarılmış zamanlarımızdan.
Hemen ileride 'Emek' görünse, biraz yorgun, biraz yorgunluğundan kızgın, küskün, en çok haksızlığına isyankar başı inatla dimdik. Tok sesinin vurgularında buğulu bir sis dalgalanır gibi, dudaklarının kenarına memnuniyetini takındığı belli belirsiz saklı gülümseyişiyle "merhaba" dese yalnızca. Sözle var olmayı sevmez bilinir, sade o kapı aralayan selamıyla dumanlı tonu süzülse her yana.
Bir kenar kuytuda 'Güven'e denk gelsem, kamburu altından bakışlarının kör edici beyazı vursa yüzüme. Heba edilişinin hesabını sorsa sinirden çatallanan haykırışlarla. Kir pas içinde renkleri, kıvrımları, çizgileri seçilmez bedeninde yalnız gözünün akında toplanmış olan öfke saçılıp dökülse, dağılsa dört koldan, değdiği duvarları pencereleri paramparça etse. Sırtını iki büklüm edip çöreklenen, o irin döşeklerindeki lanetin uykusunu darmadağın etse de doğrulsa, ayaklansa.
Sokak yarılsa orta yerinden, bir kapı önünde beklerken bulsam kendimi. 'Tahayyül' biraz inat, çokça sır bir uzun boy. Her bir ayrıntısında kaybolmak istenen duruluk. En çok onu beklesem, yamacında bir eşik için. Nazını sevsem, özgünlüğünü sevsem, sevsem de ses edemesem. Netameli mesafe duvarlarımız ardındaki benzerliğimizle gönlüne girsem.
Ortalık dingin yatağına akmışken, eski ahşap bir masanın ardında, içe sinmez hor görülmüşlüğüne kadeh kaldıran 'Saygı'ya rastlasam. El ayak çekilince, çamurlu ağızlarda çiğnenen kıymetine içiyor olsa her bu vakit. Derin çizgilere ev sahibi derisi, yan yana iki gömü halinde çukurlaşmış bezgin gözleriyle kesilse yalnız. Ne dillere düştüğünü görüp de sitemden başka durağı olamayışına, usul bir şarap kekresi bastırsa. "Bir ruhsatı olsa şu kahrolası adımın, usandım tanışsız sahteliklerin katığı olmaktan" dese de dert yanıp tesellime sığınıp uyusa, unutmaya yolcu.
Ceplerimde büzüşmüş parmaklarım, seher esintisine teşne tenim, gecenin gölgesini koynuna alan vaktin kanıma işleyen muzır ürpertisiyle yürümenin solgun tadına varırken o çıksa karşıma: 'Tevafuk'! Hep olduğu gibi aniden, bin anlam yüklü, çiğ düşmüş çiçekler taç olmuş saçları arasında, heyecandan kör kütük deli, umudun adı bilinmeyen uslanmaz sevgilisi. Parıltı cenneti göz bebeklerinde, hangisini seçeceğini bilemez heves şımarığı kelimeler dilinin kayganlığında sarmaş dolaş, baştan aşağı vahiy giyinip de düşse yolumun tesciline.
Bir gün olsa ki sarsam onarsam kelimeleri, iyi etsem yeniden. Yürüsem...