30 Ekim 2013 Çarşamba

İki Nokta

Canım,

Mektubunun "gidene.." ithafı yanına üç nokta yakışmazdı elbet, ucu bucağı olmayan belirsizlikler kuşanmasın için. Tek nokta ise hiç olmazdı, tüm belkilere sırtı dönük durduğundan. O iki nokta var ya işte şurada, yanı başımda duruyor; aynen kelimenin ardına koyduğun gibi. Bu bir kelime ve ardı sıra gelen iki nokta benim özetim şu an. Öyle güzel, öyle hafiften dokundu ki harflerin beklendiklerini bilir gibi, sağ ol.

En son ne zaman, ne yazdığımı yani ne halde olduğumu hatırlamak için baktım da senin biraz nefes olsun diye suskunluğunla taçlandırdığın o yalnızlık çukurunun çok daha dibine hatta sanırım gömüsüne dek ulaşacak zamanlar geçti, senden sonra. Anladım ki her "Bu son eşikti" dediğimde daha da derine giden bir sınır ispatı gibi geçti şu son iki sene. Her şeyle baş edebilirdim de yanılgının böylesi, kendimden böylesi şüphe duyma görmedim ben. Hani insan ağlamamak için kendini tuttuğunda ya da istese de ağlayamadığında boğazında garip bir yutkunamama olur ya oydu; donup kalmış, kaskatı kesilmiş. "İki gün gömülü kaldım; sonrası başka bir ben" diyebilmeyi isterdim ama değil. Dönüşüm bu kadar keskin olabilse keşke, olsa olsa derim başka bir kabuğa kesmiştir herhalde. Sözün özü "Bak sonra çok canın yanar" durağı var ya ömrün, tam da oradan bir yerlerden yazıyorum sana bu satırları. Nasıl da yılların esiri oluyor insanın algısı!

Burada günler tam da bu ruh emekliliğine uygun gidiyor. Dediğin gibi bu yabancılığımdan, bu ıraklığımdan bir şeyler eksilecek diye ödüm kopuyor benim de. Yabancılık dediğime de bakma aslında her yerde tanıdık sesler var; istesen de yabancı olamıyorsun bir yandan. Ama bazen de sokaklarda bağlama sesi inleterek yürümek zevkin en büyüğü oluyor. Şu ara hiç dönmek istemiyorum, ama burada olmakla, bir yere gitmekle, bir yerde kalmakla, başka bir yere dönmekle açıklanabilir bir hal değil demek istediğim, hiçbir yeri kastediyorum. Öteye de gitmek istemiyorum yani. Hayatımın bundan sonrası şu tramvay arası iki durakta gidip gelse ve bir arka sokağı hiç merak etmesem mümkün mü hiç diye düşünüyorum. Şu ara gayet makul bile görünüyor gözüme. Mücadelenin, var olmanın ve bir iz olarak manalı seneler birikintisi olup göçmenin kıymetini tadamıyorum. Özlüyor musun, diye sor misal: Hayır. Hem de net bir hayır. Kimseyi, hiçbir yeri, hiçbir zamanı aramıyor içim; tek bir kalıntı yok üzerine bir yol inşa edilebilecek. Hani filmlerde olur ya gerçi belki hayatta olduğu için filmlerde de taklit ediliyordur; hevesli, heyecanlı fırtına zamanının ardından bir limana çekilinir. Denizin Ardı Özgürlük şiirini okur ya mesela Ahmet Kaya, tutkunun sözlük karşılığıdır sanki; ama şiir bittikten sonraki müzik yok mudur hani, dingin bir huzurun ferahlamasıdır adeta. Ben hep o ezgiyi es geçerek dinlerim şiiri, hiçbir zaman sevemedim. Öylesi bir enginliğin ardından gelen durağan nağmeler bana aksine kaybedişi ya da hiçe çıkmayı çağrıştırıyor nedense, belki biraz da o tarif edemediğim boşluğu. Şimdi de aynı bu hikayeyi hissediyorum işte dört bir yanımda. Böylesi antik bir senaryo için doğru bir ömür değil benimki diye düşünmüştüm hep. Şu ara bu bir nevi büyüklenme miydi acaba diye düşünüyorum. Hiçbir fark olmayacak ömrünün güzergahında, boşuna kanma başkalığını deyip de göz boyayanlara, diyorum kendime. Ama öyleyse bile, erken değil mi liman vakti için diye şüpheye düşüyorum bu kez. İçimin tam orta yerinde bir direk çakılsın, onun etrafında dönsün hayatım istiyorum. Sormuşsun ya, hayretlerim yok özetle canım, heveslerim yok, hayallerim.. (İki noktanın tam da yeri!) Öyle dümdüz bir çizgiye tâbi ki şu harflere dokunan ben, kendime bile şaşmıyor, yalnız şaşmayışıma alışıyorum. 

Yine güz tadındayım anlayacağın. Benim gibi sözün çevresinde dönüp dolanmak yerine nasıl da güzel özetlemişsin; evet en sevdiğim mevsime bir adım kala, uykuma uyanışıma yeni bir anlam getirsin diye pencere ardında bekliyorum. Gülten Akın okuyunca aklına gelişim, nerelerde neleri bıraktığımı bilmediğim tüm bu alışılmış mana ve inanç yoksunluğumu gidermeye yeter mi dersin, şu yüzümde açtığın sevinç aralığı kadar?

Ben ise seni nasıl anıyorum burada biliyor musun? Yürürken yolun bisikletler için ayrılmış bölümüne bakıyor oluyorum sebepsizce, tüy gibi hafif ve sessiz bir geçiş olunca hemen yanımdan aklıma düşüyorsun hep. Seni, konuştuğumuz onca şeyden bu en kolay ve en görünür olanını gerçekleştirmiş halde düşünürsem, diğer her şey de mümkün kılınacakmış gibi sanki.. Bir de çoğunlukla sabah uyandığımda, bazen de bir dükkan vitrininde, bir araba camında karşılaştığım kendimde gözümün takılı kaldığı ve her defasında bir yenisini fark ettiğim saçımdaki beyazlarda geliyorsun aklıma. Hatırlar mısın bilmem, pek severdim senin beyazlarını. Şimdi keşfettiğim her beyazda garip ama buruk bir gülümseme peydah oluyor yüzümde. Ne vesile ama değil mi, aklarım kadar aklımdasın nereden baksan...

Bunca söz ne içindi de neyi anlatabildi bilmem ya, senin o tek kelimenin ardındaki iki noktanın peşi sıra döküldü saçıldı işte önüne. En nihayetinde bunca harfi zayi edebildiğime göre iyiyimdir ben, dert etme. Esas seni merak ediyorum, anlat ne olur bol iki noktaları da alıp yanına uzun uzun anlat. Bekliyorum... (Üç nokta kasıtlı)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder