Gözlerini kapattı kadın. Usulca sol yanına doğru döndü. Başı, tavana zuhur eden dışarının aydınlığına takıldığından bedeninin meyli yarım kaldı. Uykuya dua kardeşliği yakıştırdığı dingin gecelerden biriydi. Öyle ezbere sıralanıyordu ki kelimeler zihninde, gittiğine inandığı yerde etkili olamadıklarından emindi artık. Gözlerini diktiği tavandaki hüzmeler arasına yerleştirmeye çalıştı harfleri ve sırtlandıkları niyetleri. Nasıl olurdu yıllanmış bir sitemin güzergahı? Kadın, dumanın gökyüzü boşluğunda kayboluşu kadar görkemli bir tükenişe de değil, yalnızca bir sigara bulutunun havaya karışmasına karşılık gelecek nisyanı kabullenemeyeli bir ömür değişmişti. Saçını toplayışı, kırmızı beresi, renkli küpeleri, gülümsemekten çekinmeyen yüzü, üst kilidini her seferinde açamadığı kapısı, rehberindeki isimler yeniydi. Gözlerini yeniden kapattı. Tüm yenilerini birer kare yapıp fotoğraf askısında kurumaya bıraktı. Yatağın sıkıntılı rahatında, yönünü duanın bilinmez yoluna çevirdi. Tekrardan yorgun düşen yakarışlarını, ruhunun en örselenmiş yerinden çıkardı ve sordu: "Güvenin cinayetine neden göz yumdun? Katlin panzehri, pişmanlığın sefaletini görmekse, şimdi bunu dilenmek için kapadığım gözlerim yine yalnız bunu görmek için açılır, tecellisi hak değil de nedir?" Derinleşen soluğunu yutkundu. Köpüğü alınmış deniz eyledi hüznünü. Bir uykuluk yer açtı öfkeyle hasım kederine. Ve yakınlarda olduğu sezilen tanrıya yolcu ettiği gamın gölgesinde uykuyu ağırlamaya koyuldu kadın. Duanın ulağı tavandaki parıltı, dört bir yana dağılıp gecenin içinde kayboldu.
(http://www.youtube.com/watch?v=DdSBq4pXsWU)
(http://www.youtube.com/watch?v=DdSBq4pXsWU)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder